Mart 17th, 2011

Vali eşi meme kanserine savaş açtı

Abdullah Biçer’in haberi

Samsun Valisi Hüseyin Aksoy eşi Hülya Aksoy, kadın sağlığı projesi kapsamında meme kanserine karşı  kadınlarımız bilinçlendirilecek. Proje 3 yıl sürecek

Atakum Belediyesi Eğitim ve Eğlence Merkezinde düzenlenen bilgilendirme toplantısının açılışında konuşan Proje Koordinatörü Hülya Aksoy, projede amaçlarının kadınları kendi sağlıkları konusunda bilinçlendirmek olduğunu vurgulayarak, “Öncelikle Biz kadınlarımızın sağlığını korumak, onların yaşam kalitelerin daha iyi sürdürebilmeleri için kadın sağlığı projesi hazırladık. Amacımız sizleri kendi sağlığınız konusunda bilinçlendirmek. Kendi ellerinizle kendi kendine meme muayenesini öğrenerek kendinize uygulayacaksınız.Burada izlediklerinizi kendinize uygulayın. Sadece meme kanseri değil kadın sağlığı ile ilgili başka konularda anlatılacak. Ekiplerimiz size anlatacaklar. İstiyorsanız meme muayenesi yapacaklar. Burada dinlediklerinizi yakınlarınızdaki kadınlara da anlatın. Onlar da bilinçlensinler. Lütfen kendinizi ihmal etmeyin. ’ dedi.

kullan

Vali Hüseyin Aksoy’un eşi ve proje koordinatörü Hülya Aksoy’un konuşmasının ardından eğitim hemşiresi Belma Uygun tarafından kadın sağlığı ile ilgili bir sunum gerçekleştirildi.Sunumun ardından, maket üzerinde kadınların kendi memelerini nasıl muayene edebilecekleri hakkında salonda bulunan katılımcı kadınlarımıza bilgi verildi.Programda İl Sağlık Müdürlüğü uzman doktorları, katılımcılardan talep edenlere meme kontrolünde bulundu Katılımın oldukça yoğun olduğu eğitim programı 3 yıl sürecek.

Haber7

Etiketler: , , , ,

Mart 17th, 2011

Uzun ve gür kirpikler artık hayal değil

Uygulama sonrasında, ömür boyu dökülmeyen, istenildiği gibi şekil verilen doğal kirpikler elde ediliyor. Hiçbir kesi işlemi yapılmadan uygulanan yöntem ile enfeksiyon riski ortadan kalkıyor. Uygulama sonrasında kişi, günlük yaşamına dönebiliyor.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Operatör. Dr. Alper Tuncel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda en sık yapılan uygulamalar arasında uzun kaş ve kirpik estetiğinin yer aldığını söyledi.

Kirpiklere yapıştırılarak uygulanan takma kirpiklerin ömrünün bir-iki gün ile sınırlı kaldığını, kullanım sayısına bağlı olarak kolay deforme olduğunu belirten Tuncel, bu alanda son teknolojinin uygulandığı FUE (Foliküler ünite çıkartım) isimli yeni bir teknik ile kişinin kendi saç tellerinden kirpik ve kaş ekimi yapılabildiğini belirtti.

Söz konusu tekniğin, her iki cinste hipotiroidi olmak üzere hormonal bozukluklar, doğuştan ince ve seyrek yapılı kirpikleri olan kişilere uygulanabildiğini ifade eden Tuncel, hiç kesi olmadan yapılan ekim işlemi sonrasında doğal kirpik ya da kaşa sahip olunduğunu vurguladı. Tuncel, uygulama sonrasında saç telleri uzadığından ekilen kirpiklerin zaman zaman kesilmesi ve kirpik şekillendirici aletler ile biçimlendirilmesinin yeterli oluğunu söyledi.

Saç, kaş ve sakal ekiminde olduğu gibi kirpik ekimi sonrasında da kirpikler çıktıktan sonra yoğunlaştırmak için ikinci bir sıkılaştırma uygulamasının yapılabildiğini ifade eden Tuncel, sıkılaştırma işlemi sonrasında kirpik ya da kaşların boyanmasına bile gerek kalmadığını, sadece biçimlendirilmesinin estetik görünüm için yeterli olduğunu ifade etti.

UYGULAMA NASIL YAPILIYOR?

FUE tekniği ile ense bölgesinden saç telleri, bu iş için özel olarak mikromotor (tur motoru) ile kullanılmak üzere tasarlanmış trepentine adı verilen silindirik içi boş ucu keskin 0.8-1 milimetre çaplı aletler ile çevresindeki ince bir deri dokusuyla birlikte bulunduğu yerden ayrılarak alınıyor. Bu şekilde toplanan saç telleri, yapılan planlamaya uygun olarak kirpiklerin açısı ile uyum sağlayacak biçimde göz kapağına paralel ”implanter” adı verilen özel iğneler yardımıyla deride hiç bir kesi yapılmadan ekiliyor.

Köklerin yerine yerleştirilmesini takip eden 5-7 gün içerisinde, ekilen kökler yeni yerlerine adapte oluyor. Yeni kirpikler, ekildikleri bölgedeki kan damarları vasıtasıyla besleniyor ve canlılıklarını sürdürüyor. Bu şekilde ömür boyu dökülmeyen, istenildiği gibi şekil verilen doğal kirpikler elde ediliyor.

Kirpik ekimi esnasında kullanılan teknikler farlılıklar gösterebiliyor. Birden çok yöntem bulunuyor. Klasik yöntemde ekilecek yere kanal diye adlandırılan delikler açılıp, doğrudan ekim yapılırken, diğer bir yöntemde kirpik cildi cerrahi olarak kaldırılarak köklerin birbirine paralel olarak yerleştirilmesi sonrasında, kapak cildi tekrar yerine dikiliyor.

Bu alandaki teknolojinin sunduğu en son metot olan FUE ile ”implanter” iğneleri kullanılarak kanal açılmaksızın elde edilen delikten yerleştirme işlemi tercih ediliyor. Çünkü, bu yöntemle kapak cildine ekilecek kirpikler, ters yönden girilerek yerleştirildiğinden daha hızlı bir iyileşme sağlanıyor, köklerde herhangi bir oynama olmuyor ve daha sık ekim yapılabiliyor.

Herhangi bir kesi olmadığından, herhangi bir enfeksiyon riski olmuyor. Uygulama sonrasında kişi, günlük yaşamına dönebiliyor. Uygulama ortalama 1,5 saat sürüyor. Sıklaştırma için uygulamanın genellikle bir kez daha tekrarlanması yetiyor. Kirpik ekimi 4 kapak için yaklaşık 4 bin TL, 2 kaş ekimi için yaklaşık 3 bin 500 TL tutuyor.

AA

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Mart 17th, 2011

Kadın olmanın zorlukları

Medical Park Bahçelivler Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Teoman Yanmaz, çalışan kadının fiziksel ve psikolojik olarak sağlıklı kalmasına yardımcı olacak tavsiyelerde bulundu.

Neler tehdit ediyor?

• Çalışma ortamları (Kapalı, aşırı izole alanlar)
• Uzun çalışma süreleri (Kronik yorgunluk, uykusuzluk nedeni)
• Uykusuzluk ve gece mesaisi (Melatonin eksikliğine yol açıyor)
• Uzun eğitim hayatı ve bunun sonucunda geç evlilik, geç çocuk sahibi olmak
• Emzirme sürelerinin kısalması
• Çevre kirliliğinin fazla olduğu metropoller
• Çalışma hayatına eşlik eden dengesiz beslenme (Fast-food, atıştırma)
• Ofis ortamındaki teknolojik ağlar (Cep telefonları, wireless bağlantılar)
• Kozmetik ürünler

Yeme alışkanlıklarında bozulma, ofis içindeki hareketsizlik ve bakımlı görünmek için fazladan kozmetik ürün kullanımı kadınları tehdit ediyor. Fast-food tarzı yeme alışkanlığı özellikle kalın bağırsak kanserlerinin tetikleyicisi. Egzersiz tüm kanserlerden korunmada önemli; özellikle meme ve kalın bağırsak kanserinde.

Kozmetik ürünlerdeki kanserojen maddelerse ciltten akciğere, mide ve mesaneye kadar birçok kanserin oluşmasında rol alıyor. Kadınlar, kariyer ve iş imkanı için metropol kentlerde yaşamını kurmak zorunda kalıyor. Sonuç olarak metropollerde maruz kalınan çevre kirliliği, stresli, yorucu ve karmaşık yaşam tarzı da kanserde baş rolü oynuyor.

Zaman yönetimi

Bugünün küresel ticaret mantığı ve herkese her an ulaşabilme teknolojisi, özel hayat sınırını ortadan kaldırdı. İşle özel hayatı birbirinden uzak tutmaya çalışın. Örneğin, ailenizleyken, cep telefonunuzu kapatın ve dizüstü bilgisayarınızı bir kenara bırakın. Evle ilgili görevlerinizi verimli şekilde organize edin. Bütün çamaşırları bir gün yıkamak için biriktirmektense, her gün bir ya da iki posta çamaşır yıkayın. Önemli günleri ve günlük yapılması gereken işleri gösteren bir aile takvimi sizi son gün telaşından kurtarabilir. Temizlik standartlarınızı yeniden düzenleyin. Düzeltilmemiş yatak ya da kısa süreli bekleyecek birkaç tane kirli bulaşık, yaşam kalitenizi etkilemeyecektir. Yapmanız gerekenleri yapın ve geri kalanını bırakın.

RİSKİ AZALTMAK İÇİN

1- Doğum yapmak için geç yaşlara kalmayın, 30 yaşı geçirmeyin.
2- Hareketsiz hayat tarzından kurtulmak için düzenli egzersiz yapın.
3- Fast-food’la aranıza mesafe koyun.
4- Sigaradan uzak durun.
5- Alkol almayın ya da miktarını azaltın.
6- Kozmetik ürünlerden mümkün olduğu kadar uzak durun, seçim yaparken kanserojen maddeler açısından değerlendirin.
7- Uykunuza dikkat edin. Günde
7- 8 saat uyuyun.
8- Gece uykusuna özellikle önem verin ve karanlık oda tercih edin.
9- Evinizi ve ofisinizi mümkün olduğu kadar havalandırın.
10- İş dışında radyasyon yayan elektronik aletlerden uzak durun.

Milliyet / Cadde

Etiketler: , , , , ,

Mart 17th, 2011

Kadına ayrımcılığı meşru gösteren sözler

Kadına karşı şiddet, cinsel özgürlüğün kaçınılmaz bir bedeli midir? Mineke Schipper bunun doğru olmadığını ve şiddetin aslında ezelden beri var olduğunu anlatıyor.

Kadınlar hakkında yıllardır derlediğim atasözleri sayesinde erkeklerle kadınların aralarının çok uzun süredir açık olduğunu öğrendim. Dünyanın dört bir köşesine ait bu atasözleri, bir kadının hem vücuduna hem de yaşamı boyunca küçük bir kız, eş, anne, kaynana, dul ve ihtiyar bir kadın olarak aldığı rollere dair mesajlar içeriyor.

Atasözleri bir yandan da aşk, cinsellik, hamilelik, doğum, iş, dil hâkimiyeti ve kadın iradesi gibi hayata dair konularda bilgelikler içeriyor. Şaşırtıcı olan, dünyanın farklı yerlerine ait atasözlerinin benzer bir şekilde kadının geleneksel rollerini meşrulaştırmaları. Belli bir kültüre, ülkeye veya dile ait bir atasözüne sıklıkla bambaşka bir yerde rastlanabiliyor. Çoğunlukla komik, bazen de patavatsız olmakla beraber kadınlara, özellikle de kadına karşı şiddete dair verdikleri mesajlar bir hayli şaşırtıcı.

MINEKE SCHIPPER

Schipper, Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nde Kültürlerarası Edebiyat Çalışmaları bölümünde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Erkek Acı Çeker Kadının Ruhu Duymaz: Dünya Dillerinden Atasözleriyle Kadınlar adlı kitabı NTV Yayınları tarafından yayımlandı.

Medya, kimi zaman kadınlara karşı şiddeti kadınların özgürleşmesinin acı bedeli olarak lanse ediyor. Fakat hayır, bu sorun çok daha eskiye dayanıyor. Değişen, kadın-erkek ilişkilerindeki şiddetin daha önce hiç olmadığı kadar açık bir şekilde konuşulması. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısına dek çoğu ülkede aile içi şiddeti suç sayan hiçbir yasa yoktu ve bu konuda pek de konuşulmazdı. Erkeklerin karılarını dövmesi ya normal sayılıyordu ya da yüz kızartıcı bulunduğu için görmezden geliniyordu. Kapalı kapılar ardında olan bitene kimsenin müdahale hakkı yoktu. Avrupa’da eski bir atasözü “Karı koca kavgaya tutuştu mu, mesafeli durun” der.

Atasözleri, erkeklerin, özellikle de kadınlarının ayaklarının büyük olmasına dair kaygılarını hatırı sayılır şekilde yansıtıyor. Malavi’deki Senaların dediği gibi “Kendinden büyük ayakları olan bir kadınla asla evlenme.” Bu uyarının benzerleri birçok yerde görülüyor, hatta tıpatıp aynı istiareye Çince, Telegu (Hindistan) ve İbranicede de rastlanıyor. Büyük ayaklar, çocuk doğurmak ve evi çekip çevirmek dışında kadınların sahip olmaması gereken özellikleri simgeliyor. Kadınların ayaklarının kocalarınınkinden daha büyük olmamasını öğüdeyen atasözleri, kadınların toplum içindeki varlıklarını sınırlamaya yelteniyor. Atasözlerine göre, kadın bu öğüdü dinlemediği takdirde davranışının sonuçlarına fiziksel olarak katlanmak zorunda. Hakikaten de dayak konusu dünyanın bu en küçük edebi türünde bir hayli işlenmiş. Ata-sözleri, yüzyıllar boyunca dünyanın her yerinde, dayağı, kadınları itaat altına almak ve doğru yola sokmak için “doğal” bir. yöntem olarak lanse eder.

Akdeniz kültürlerindeki kadınlara karşı şiddede ilgili atasözleri dikkat çekici derecede yaygın ve birbirine benzer. İspanya, Portekiz ve Latin Amerika’nın atasözleri birbirlerine andırır. Aslen İspanya menşeli şu atasözüne Porto Riko’da da rastlanır: “Karınızı rayda tutmak için dövün ve eğer raydan çıkarsa, yine dövün.” Arap dünyasındaki koca dayağıy- la ilgili atasözleri, Afrika’da Sahra’nın güneyinde de prim yapıyor: “Karınızı düzenli bir biçimde dövün; neden dövdüğünüzü siz bilmeseniz bile o bilir.” Kadına karşı şiddet başka yerlerde de benzer şekillerde öneriliyor. Almanlar, “Kadınları ve pirzolayı ne kadar döversen o kadar iyidir” derken, Çinliler konuyu “Sopa faziledi kadınlar yaratır” diye özetliyor. İşte dünyanın farklı köşelerinden birkaç örnek daha:

  • Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme. (Türkiye) 
  • Gonklar gibi kadınların da düzenli olarak dövülmeleri gerekir. (ABD)
    Dövülen kadın daha iyi bir zevce olacaktır. (Kore) Bir öküze ya da bir kadına kıymamazlık etmeyin. (Burma) 
  • Yük arabasının çivileri ve bir kadının kafası, ancak iyi vurulduğunda işler. (Hindistan) » Tanrı zevcesini dövenin rızkını arttırır. (Rusya) 
  • Bir kadın, bir köpek ve bir ceviz ağacı, bunları ne kadar çok döverseniz o kadar iyi olur (tüm Avrupa)

Şiddet, sıklıkla erkeklere “gerçek erkek” olduklarını kanıdamaları için öneriliyor. Mağrip’ten gelen bir Arap atasözünün dediği gibi: “Koyununu kese- meyen ya da (hak ettiği zaman) karısını dövemeyen erkeğin yaşayacağına ölmesi daha iyidir”. Şiddet ve korku genelde el ele gider. Anlaşılan o ki, ayakları kocasından daha çok büyüyen bir kadın üzerinde otorite sağlayamamak erkekte şüphe ve korku yaratıyor. Yüzlerce atasözü, erkeğin kadından daha aşağı konuma gelme ihtimaline dair bu saplantılı korkuyu yansıtıyor. Dayak atanlar patronun kendileri olduğuna dair bir illüzyon yaratmaya çalışırlar.

İnsanların âşık olunca duygularını kontrol edememeleri onları kolay incinebilir hale getirir. Atasözleri bir kadına duygusal olarak bağımlı olmanın korkusuyla, mütemadiyen kadın vücudunun dayanılmaz cazibesine, kadının saç, göz, etek, kalça ve bacağının mahveden gücüne ve felakete yol açan gü-zellik, aşk ve cinselliğe karşı uyarır. Bu sebeple çeşitli kültürlere ait atasözleri kadınların büyüleyici saçlarını kapatmalarını, kafa karıştıran gözlerini yere dikmelerini ve sorunlu kafalarını örtmelerini tavsiye eder. Mantıksız korkular şiddete yol açar.

Atasözleri sadece kadınlara karşı şiddet uygulaıyı önermekle kalmaz, aynı zamanda baştan çıkarma ve büyücülük gibi şeyleri kadınlara atfederek “uğursuzluğu” onlara mal eder.

Bunun altında yatan saplantı, kadınların erkekleri mahvetmek istediğine inanmak gibi gözüküyor. İnsanın arzu ve ihtiyaçlarını kontrol edememesinin verdiği rahatsızlık, kadınlara yöneltiliyor – tıpkı Adem ve Havva’nın tanıdık hi-kayesinde olduğu gibi. Görünen o ki, kadınlara karşı duyulan bu yersiz korku ve sabah-akşâm itaatkar bir karıya sahip olmanin getirdiği büyük avantajlar birleşiyor ve açıkça kadına karşı şiddete dair öğeler içeren ve çoğunlukla hoşça karşılanan atasözleri oluşmasına katkıda bulunuyor. Öte yandan, atasözleri kocalara dayak atılmasını salık vermez. Bu konuya neredeyse hiç değinmezler; değindiklerinde de bu durum büyük hayret uyandırması içindir:

  • Karısı tarafından yere serilen bir erkek bir daha kalkamaz. (Kumik dili, Rusya) 
  • Zevce kocasına vurduğu zaman yalnızca Tanrının yardımı dokunur. (İbranice)
  • Çok şükür, durum tamamıyla iç karartıcı değil. Şiddetin kendini haklı çıkarmasına karşı gelen birkaç atasözü de bulabildim: 
  • Sefil adamlar dışında kimse karısını dövmez. (Arapça, Lübnan) 
  • Bir kadını kırbaçlamak bir erkeğe şan getirmez. (İsveççe) 
  • Ancak toplum nezdinde itibarlı bir konumu olmayan adam evde karısını döver (Bengalce, Hindistan)
  • Karınızı dövmeniz size şeref getirmez. (Makedonya)

Atasözleri halk edebiyatının bir türüdür ve kadınları erkeklerin bakış açısından ele alır. Atasözlerine göre ideal bir eş itaatkar olmalı ve doğru yoldan sapmamalıdır. Görünmez ve duyulmaz olmalıdır; gayretli ve tutumludur; çekingendir; aşk ve cinsellikte ipleri eline almaz. Kocasının onu şekillendirmesine izin verir. Japonya’da “Genç bir zevce kocasının evine bir yankı ya da gölge olmalıdır” denirken; Hollanda’da “İyi bir kadının kafası yoktur” denir ve “bir kadının hiçbir isteği ve fikri olmaması idealdir” anlamına gelir. Bir kadın kocasına saygı duyup pohpohla- malıdır. Bir kadının ayakları kocasından daha büyükse, yani ondan daha iyi vasıflara sahipse, o ayakları acil olarak saklayıp evlilikte oluşabilecek sorunları engellemesi tavsiye edilir.

Peki kadınlar bu tarz sözlü ve fiziki şiddet hakkında ne düşünüyor? Ne yazık ki, atasözleri genelde erkeklerin “geleneğe” bakış açılarını yansıttığı için, bu kara ve çok eski örtünün sadece küçük bir ucu kaldırılmış durumda. Peki durum bugün nasıl? Günümüzde hiç olmadığı kadar fazla sayıda ülke, kadına karşı şiddeti suç sayan kanunlar çıkarmış durumda. Eğer bugün daha fazla kadının büyük ve yetkin ayaklarını saklamayı reddettiğini farz edersek, birlikte oldukları erkeklerde yarattıkları üstü kapalı korkular ne derece kayboldu? Çince bir atasözü “Ayakları büyük olan bir kadın odada tek başına kalır” der. Başka bir deyişle, başarılı kadınlar kolayca eş bulamazlar. Bir Amerikan atasözü ise “Bir kadının ünü, mutluluğunun mezarıdır” diye uyarır. İdeal bir ilişki, kadının küçümsenme, aşağılanma veya dayak yeme korkuları yaşamadığı ve erkeğin kadının toplum içindeki başarısı hakkında kaygı duymadığı ilişkidir. “Kadının büyük, hatta en büyük boy ayakları olması, gerçek bir adamı rahatsız etmez.” Peki bunu daha önce duymuş muydunuz?

Çeviren: Esra Yalçınalp – Birgün Gazetesi

Etiketler: , , , , , , , ,